AVRUPA YEŞİL MUTABAKATI  Hukuki Çerçevesi ve İhracat Etkisi Nedir?

 

Avrupa Birliği (AB) tarafından yeniden büyüme stratejisi olarak da adlandırılan Avrupa Yeşil Mutabakatı açıklanmıştır. Bu büyüme stratejisi 2050 yılına kadar iklim nötr ilk kıta olma gibi çevresel boyutlarının yanında özellikle ekonomik ve ticari yönlere de sahiptir. AB yeşil, kapsayıcı, rekabetçi ve kimseyi arkada bırakmama sloganı ile yeni bir ticari ve ekonomik sistem planlamaktadır.

 

Avrupa Yeşil Mutabakatı, açıklandığı günden itibaren çeşitli politika alanlarında birçok strateji ile karşımıza çıkmaktadır ve gelinen noktada ihtiyaçlara göre mutabakat sürekli olarak güncellenmektedir.

 

Açıklanan bu stratejilerin fonlanmasını sağlayacak Avrupa Yatırım Bankası, tüm kesimlerin yeni sisteme geçişlerinin desteklenebilmesi için Adil Geçiş Mekanizması gibi uygulamalar da ortaya konulmuştur.

 

AB’nin, başta uluslararası ticaretten kaynaklanan sera gazı emisyonlarını azaltmak amacıyla açıklanan Sınırda Karbon Düzenlemesini ticaret yaptığı ülkeleri de kapsayacak şekilde genişletmeyi kurguluyor olması, döngüsel ekonomiyi benimsetmek için yeni bir sanayi stratejisinin harekete geçirilmesi amacıyla uluslararası sistemde yer alan ve AB ile yakın ilişkileri olan tüm ülkeleri yakından etkilemektedir.

 

Avrupa Yeşil Mutabakatı başta tarım, tekstil, inşaat, enerji sektörleri olmak üzere birçok sektörü doğrudan etkilemektedir. Dolayısıyla ihracatının büyük bir kısmını AB’ye gerçekleştiren Türkiye için, Avrupa Yeşil Mutabakatı önemli bir dönüşüm öngörmektedir.

 

Avrupa Yeşil Mutabakatı, Avrupa’yı 2050’de iklim nötr hale getirmeyi amaçlayan Avrupa Komisyonu tarafından yürütülen bir dizi politika girişimidir. Bunun gerçekleşmesi için, aşağıdakiler de dahil olmak üzere bir dizi politika önerisi ve revizyonu uygulamaya konulmuştur:

Avrupa İklim Paktı

 

Mevzuat tsunamisi olarak adlandırılan Avrupa Yeşil Mutabakatı,

 

Türkiye'deki ihracatçıları iki açıdan yakından ilgilendiriyor.

 

İlk olarak, ihracatımızın yaklaşık %40'nı Avrupa Birliği'ne gerçekleştiriyoruz. Dolayısıyla, AB iç hukukunda iş dünyasıni ilgilendiren düzenlemeler tedarik zincirleri üzerinden Türkiye'deki sektörleri farklı şekillerde etkileyecek. Örneğin, Avrupa Birliği'nde içten yanmalı araç üreten şirketlerin tedarik zincirlerinde bulunan otomotiv parça üreticilerimiz, AB'de 2035 yılında içten yanmalı araçların üretilmesini yasaklayan düzenlemeden pazar daralması şeklinde doğrudan etkilenecekler.

İkinci olarak, Paris İklim Anlaşması'nın tarafı olan Türkiye 2053 yılında net-sifir olma taahhüdünde bulundu. Bu nedenle, Avrupa Yeşil Mutabakati çerçevesinde gelen düzenlemelerin benzerlerinin önümüzdeki yıllarda iç hukukumuzda da karşımıza çıkması bekleniyor. Milli ETS ve Taksonomi sistemleri üzerinde yapılan çalışmalar bu eğilimin somut tezahürü olarak değerlendirilebilir.